''Domain,Hosting,Resell,Shell,Linux,Forum,Web tasarımı gibi ihtiyac duydugunuz zaman yetkiliyi baş vurulur... webclup.net by_efsane_2790@hotmail.
   
  ''Domain,Hosting,Resell,Shell,Linux,Forum,Web tasarımı gibi ihtiyac duydugunuz zaman yetkiliye baş vurulur...
  MAKALE
 


''Domain,Hosting,Resell,Shell,Linux,Forum,Web tasarımı gibi ihtiyac duydugunuz zaman yetkiliyi baş vurulur... 

webclup.net

by_efsane_2790@hotmail.



 
ACI AMA GERÇEK

Bugünlerde... Mallarımız arttı, keyfimiz azaldı. Daha büyük evlerde kalıyoruz ama daha küçük ailelerde yasıyoruz. Konforumuz arttı ama zamanımız daraldı. Diplomamız bol ama sağduyumuz az. Uzmanlıklar arttı ama sorunlar çoğaldı. İlaçlar çoğaldı, hastalıklar  arttı. Sorumsuzca para harcıyoruz ama az gülüyoruz. Trafikte çok hızlıyız ama çabuk parlıyoruz. Aksam geç yetiyor, sabah yorgun kalkıyoruz. Az kitap okuyor, çok  televizyon seyrediyoruz. Varlığımızı arttırdık ama değerlerimizi yitirdik. Çok konuşuyor ama az gönül veriyoruz ve bol yalan söylüyoruz. Para kazanmayı öğrendik ama yuva kurmayı beceremedik. Hayata yıllar ekledik, yıllara hayat katamadık. Aya kadar gidip dönmeyi biliyoruz ama komsumuza geçmek için karsıya  geçmiyoruz. Uzaya ulaştık ama ruhun derinliklerine inemiyoruz. Havayı temizledik ama ruhları kirlettik. Atomu parçaladık, önyargılarımızı yıkamadık. Çok  yazıyor ama az gelişiyoruz. Daha çok plan yapıyoruz  ama daha az sonuç alıyoruz. Acele etmeyi öğrendik ama sabırlı olmayı asla... Gelirimiz arttı, karakterimiz  zayıfladı. Tanıdıklar çoğaldı, dostlar eksildi. Çabalar arttı ama mutluluklar azaldı. Bilgisayar  ağları kuruyoruz, bilgi otoyolları inşa ediyoruz ama kendi aramızdaki iletişimde zorlanıyoruz. "Dünya  Barısı" der, silahlanırız! Daha mutlu olmak için "somurtarak" çalışırız. Yani bugünlerde... Eve çift  maaşın girdiği ama çiftlerin boşandığı... Güzel evlerin yuva olamadığı... Kısa seyahatlerin, kâğıt mendil gibi ilişkilerin... Yıka çık gönüllerin, tek  geceliklerin... Kilo dertlerinin ve her derde deva  vitaminlerin... Vitrinlerin dolu ama gönüllerin bos olduğu... Günlerde yasıyoruz!

 

ANNE KALBİ

Delikanlı, katı yürekli bir kızı sevmiş ve onunla evlenmek istemişti. Ancak kız, korkunç bir şart ileri sürerek: Senin sevgini ölçmek istiyorum, dedi. Bunun için de köpeğime yedirmek üzere bana annenin kalbini getireceksin. Delikanlı, tüyler ürperten bu teklif karşısında ne yapacağını şaşırmış ve uzun bir tereddütten sonra hislerine mağlup olup annesini öldürmeye karar vermişti. Annesi, belki de durumu fark ettiği için oğluna fazla direnmedi. Ve çocuk, annesini öldürerek kalbini bir mendile koydu. Delikanlı, kızın isteğini yerine getirmiş olmanın heyecanıyla yolda koşarken, ayağı bir taşa takıldı. Kendisi bir tarafa, mendil içindeki kalp bir tarafa fırladı. Canının acısından, ağzından ister istemez "Ah anacığım!"sözleri döküldüğünde annesinin tozlara bulanan ve hala soğumamış olan kalbinden bir ses yükseldi:

-Canım yavrum, bir yerin acıdı mı?

 

BİLMEMENİN RAHATLIĞINI DUYUN

Bir zamanlar yaşlı ve bilge bir adamın yaşadığı bir köy varmış. Köylüler ne zaman bir konuda çıkmaza girseler, kaygıya kapılsalar, bu adamın yanına koşarlar ve onun açıklamalarıyla tatmin olurlarmış. Bir gün köyün çiftçilerinden biri büyük bir telaş içinde bilge adama gelmiş. Bilge adam, bana yardım et. Korkunç bir şey oldu. Öküzüm öldü, tarlamı sürecek başka hayvanım yok. Söyle bana, bundan daha kötü her şey olabilirimi? Bilge adam cevap vermiş: OLABİLİR de OLMAYABİLİR de. Adam bir koşu köye dönmüş ve komşularına bilgenin aklını kaçırdığını söylemiş. Tabi ki, başına gelenden daha kötü bir şey olamazmış. Bilge adam bunu nasıl göremiyor diye düşünmüş Ne ki, ertesi gün çiftçi çiftliğinin yakınlarında başıboş gezen genç ve güçlü bir at görmüş. Adamın artık bel ağlayacağı öküzü olmadığı için, aklına bu atı yakalayıp ölen hayvanın yerine kullanmak gelmiş ve atı yakalamış. Ne sevinmiş o güne kadar tarla sürmek hiç bu kadar kolay ve keyifli olmamış. Yanıldığını söyleyip, özür dilemek için bilge adama gitmiş. Haklıymışsın bilge adam Öküzümü yitirmek olabilecek en kötü şey değilmiş. Tersine tanrının bir nimetiymiş eğer başıma bu gelmeseydi yeni atımı yakalamazdım. Sen de kabul edersin ki, bu da olabilecek en güzel şey. Bilge adam bir kez daha OLABİLİR de, OLMAYABİLİR de demiş. Eyvah diye düşünmüş çiftçi bu adam gerçekten keçileri kaçırmış. Oysa çiftçi yine olacaklardan habersizmiş. Birkaç gün sonra oğlu ata binerken düşmüş. Bacağı kırıldığı için artık tarlada babasına yardım edemeyecek duruma gelmiş. Açlıktan öleceğiniz diye hayıflanmış çiftçi ve bir kez daha bilge adama koşmuş. Bu kez ona atı bulmanın olabilecek en güzel şey olmadığını nasıl bildin? Diye sormuş. Bir kez daha haklı çıktın. Oğlum sakatlandı ve tarlada bana yardım edemez hale geldi. Bu kez artık bundan daha kötü bir şey olamayacağına eminim. Herhalde sen de kabul edersin. Ne var ki bilge adam yine sakin bir ifadeyle çiftçinin yüzene bakmış ve onun üzüntüsünü paylaşan bir sesle OLABİLİR de OLMAYABİLİR de, demiş. Bilge adamın bu denli cahil oluşuna öfkelenen çiftçi hışımla tekrar köyüne dönmüş. Ertesi gün köye askerler gelmiş ve yeni patlayan savaş için ne kadar eli ayağı tutan erkek varsa götürmüşler. Köyde bıraktıkları tek genç adam çiftçinin oğluymuş. Böylece orduya alınanlar büyük ihtimalle ölecekken, oğlanın hayatı kurtulmuş. Yaşanılan ömrün baharı kışı ve Bazen sıcak bir gülüş bazen gözde yaşı var
Gül vermeyi unutup, el vermeyen dostların, Dar günlere düşünce, hep çatılan kaşı var. İyi olan insanın kıymeti bilinmiyor. Dostlar kötü olsa da, kalplerden silinmiyor. Karanlık gecelerde bırakıp da gidenler gel diye çağırsa da yanında gidilmiyor. Senden başka kimseye yenilmedim inan ki. Senin gibi yürekten sevilmedim. Her bahar geldiğinde her çiğdem, açtığında, sen, olmazsan, yanımda, sevinmedim, inan’ki. Mutluluk denen rüzgâr bizi çoktan unutmuş. Deli gönlü yıllardır
hep hasretler avutmuş. Şaka yaptı hep nisan, gönül verdiğim insan Sevgi bahçelerimde çiğdemleri kurutmuş.

 

 

  BİR CANI ALMAK... ÇOK PAHALI BİR İKAZ...

Doktordu. Günleri hastanede geçiyordu. İki çocuğu ve karısı ile beraber mutlu bir hayatları vardı. Bütün gelirlerini ve giderlerin bu üç, bir de kendi dört kişiye göre planlamıştı. Böyle planlı yaşamazlarsa bir gün ekonomik sıkıntı çekebilirlerdi. Çocuklarını ve karısını çok seviyordu. Karısı da iyi bir insandı. Hele hele bu iyilik ve güzelliği çocuklarına aşılamaya çalışması, onu bir kuyumcu kadar hassas yapmıştı. Bu böyle giderken, mutlulukları yolundayken bir gün içlerine sıkıntı ateşi düşürecek bir şey oldu. Üç dört aylık hamileydi karısı. Hiç beklenmedik bu haber karşısında ikisi de şoke olmuştu. Bütün planları, hayatlarının programı altüst olacaktı böylelikle. Bu çocuğu istemiyorlardı. Hayatlarını bunalıma sokacak bu misafirin evlerine ayak basmaması her şeyden daha iyi olacaktı. Bir gece baş başa verdiler ve iyice konuyu derinlemesine konuştular aralarında. Ve karar verdiler onu aldırmaya. Evet, ertesi gün gidecekler ve bu işten iyi anlayan bir doktor arkadaşı tarafından üç dört aylık misafirin hayatına son vereceklerdi. Bir sürü bahaneler ve sebepleri bir bir sıraladılar gece boyu birbirlerine. Ve bu işin bitmesi gerektiğine karar verdiler sabaha doğru. İçlerinde bir huzursuzluk olsa da; bu, hayatları boyunca çekecekleri huzursuzluktan daha büyük olamazdı. Evet, o sabah beraberce çocuklarını evde yalnız bırakarak doktora gittiler. Onları yalnız bırakmalarının sebebi ise, çok çabuk döneceklerini tahmin ettiklerindendi. Doktor arkadaşı onlara randevu vermişti ve bu işi çok çabuk bitirebileceğini, hiç sıra beklemeyeceklerini söylemişti. Evde yalnız kalan çocukların büyük olanına iyice tembih etmişlerdi kavga falan yapmamaları için. Küçüğü zaten sözden anlayacak yaşta değildi. Evet, onlar muayenehaneye ulaştıklarında iki kardeş de iyice oyuna dalmışlardı. Hele hele bir de bu oyun büyüğün, babasının ameliyat aletlerini bulmasıyla hareketlenince daha da sevinmişlerdi. Günlerdir yalnız kalmayı özlüyordu zaten çocuk. Küçüğüyle beraber doktorculuk oynamayı, onu ameliyat etmeyi aklına koymuştu nice zaman önce. Ama bir fırsatını bulamamıştı. İşte bugün eline böyle bir fırsat geçmişti. Anne ve babaları dönmeden bu fırsatı değerlendirmeli ve ameliyatı bitirmeliydi. Hatta dikişi bile televizyonlarda gördüğü gibi tamamlamalıydı. Ama onun alnından terleri kim silecekti? Hiç hemşiresi yoktu bu işi yapacak. Olsun; kardeşi bu işi yapardı. Ara sıra alnındaki terleri o silebilirdi. Cerrahi oyunu başlamıştı. Kardeşini ameliyat olması gerektiğine iyice ikna etti ağabey. Sonra eline neşteri aldı. Bir sürü pamuk, tentürdiyot gibi malzemeleri de yanı başına koymuştu. Sargı bezi, merhemler hepsi vardı işte kutuda. Dikiş için ip ve iğne bulması gerekiyordu. Bunun için annesinin perdeye geçen gün iliştirdiği ipi takılmış iğneyi aldı ve onu da malzemelerin yanına koydu. Onlar bu işle meşgul iken anne ve baba muayenehanede çocuğu aldırmakla meşguldüler. Çocuk ilk bıçağı kardeşine vurduğu anda, doktor da ilk bıçağı vurmuştu cenine. Sanki aynı anda devam ediyordu ameliyat işi. Bir fark vardı aralarında. Biri biraz sonra iyileşecek umuduyla kalbi atan bir miniğin yaptığı ameliyattı. Diğeri bir daha hayata uyanamayacak ceninin karamsar tablosuydu. Fakat her ikisi de bir feryat odağında toplanıyordu bu işin. Çocuk bıçağı kardeşinin şah damarında gezdirdi. Ve birkaç darbe de oralara vurdu.'Buralarda mikrop olabilir' diyordu durmadan. Biraz sonra kardeşinin bütün vücudu kan revan olmuştu. Yattığı yer kıpkırmızı bir renge boyanmıştı. Diğer tarafta kürtaj masasındaki annesinin içindeki istenmeyen bebek de ölümün kollarına ulaşmıştı. İki ölüm bir anda oldu. İki can bir anda çıktı. Ama bunu kimse bilmiyordu. Çocuk çok korktu kardeşinin durumundan. Onun çırpına çırpına can vermesi onu oldukça ürkütmüştü. Ama küçük olduğu için ölümün ne olduğunu bilmiyordu. Uyusun diye üzerine beyaz bir çarşaf örttü sonra da. Tıpkı televizyonlarda olduğu gibi. Anne ve baba eve dönmeye hazırlanırken çocuk da yaptığı hatayı biraz hissettiği için evden kaçıp saklanmayı kafasına koymuştu. Saklanmak için en emin yer evlerinin önüne devamlı park eden kamyonun altıydı. Orada kimse onu bulamazdı. Çünkü oldukça sakin bir yerdi bu kamyonun altı. Ara sıra burada arkadaşlarıyla saklanırlar ve ellerine geçirdikleri bir kediyle saatlerce oynarlardı. Bunu hatırladı çocuk ve doğrudan doğruya kamyonun altına girdi ve tekere sırtını yaslayıp öylece minik kalbiyle suçunu düşünmeye başladı. Anne baba yola çıkmış evlerine doğru ilerliyorlardı. Bu sırada kamyon sahibi de bir yere yük almak için evinden çıktı. Her şeyden habersiz olarak kamyona doğru yürüdü ve bindi. Kontak anahtarını çevirdi. Anne baba semtlerine yaklaşmışlardı; ama kamyon harekete geçmişti. Onlar daha eve ulaşamadan ağabey kardeşine ulaşmıştı. Evet, kamyon bu küçük bedeni bir teker dönüşüyle ezip geçmişti. Bir şeyi ezdiğini fark eden şoför aşağıya indi ve bir de ne görsün; karşı evin çocuğu kamyonun altındaydı. Büyük bir şok geçirdi adam. Büyük bir kalabalık toplanmıştı evin önünde. Bugün iki can gitmişti ve bir üçüncüsü de daha doğmadan göklere uçuvermişti biraz evvel... Anne ve baba evlerinin önündeki bu kalabalıktan kuşkulan-mışlardı. Olay yerinde başlarına geleni anlayınca anne düşüp bayıldı. Onu hastaneye götürdüler. Baba büyük bir telaş içinde eve koştu. Ve küçüğü bağrına basıp öpüp koklamak istiyordu. Bir evladını kaybeden babanın içinde diğerine odaklanan sevgiyi bu derdi çekenler, bu acıyı tadanlar çok iyi bilirler. Ama eve girdiğinde fersiz gözleri bir noktaya dikilmiş çocuğu görünce babanın bütün hayatı sönmüştü. Bütün dünyası yıkılmıştı. Evin içindeki, dıştan akseden ışık bile artık halılara aydınlık motifler örmüyordu. Her şey karanlıktı artık. Her şey zifiri bir renge bürünmüştü. Evet bir cana bedel iki çocuğunu da almıştı işte Allah. Bu bir ikazdı; ama çok pahalı bir ikaz olmuştu onlar için.

 

BİR ÇİÇEĞİN DUASI

Ey bütün çiçeklerin, bütün bitkilerin, yerin göklerin ve âlemlerin rabbi...
Ben senin yaratığın tohumlardan Cansız bir tohumdum bir zamanlar,
Sen bana can verdin.
Dualarım kabul ettin, beni bir çiçek yaptın.
Bana kendi dilediğin gibi bir şekil verdin, renklerle, desenlerle, süsledin
yüzümü,
Bana bir koku sürdün, koklayanı mest eden
Güzellerden bir güzel yaptın görenlere gösterdin,
Senin verdiğin cazibeyle kuşları böcekleri çağırdım kucağıma.
Dayanamadılar koştular...
Onlara senin rahmet çeşmelerinden şerbetler sundum,
Senin izninle
Birbirimize güldük, birbirimize sarıldık, el ele kucak kucağa sana
şükrettik, seni zikr ettik günler boyunca nice kuşlar nice böceklerle tanıştım
böylece...
Hepsiyle mutlu beraberliklerim oldu.
Nihayet’in kulun gördü,
Yanımdan geç bir gün...
Beni bir müçiyordu, beni fark etti, durdu, geri döndü, eğildi
Yüzüme baktı uzun uzun önce gözleriyle, sonra elleriyle okşadı kokladı
kokladı...
''Ne güzel yaratılmış! '' dedi sessizce.
İşte o an niçin var olduğumu anladım.
Melekler sardı etrafımızı ansızın,
imrenerek seyrettiler olup biteni...
Görmediği Rabbine görmüş gibi inan bir insan yücelişini gördüler.
Ve her şeyi en ince ayrıntısıyla kaydettiler...
Çekilen resimlerde ben de vardım...
Ey dualar cevap veren Rabbim,
Ben Cansız bir tohumdum...
Dualarım kabul ettin güzel bir çiçek oldum.
Senin kudretinle canlandım,
Senin sanatınla süslendim,
Senin lütfünle güldüm...
Şimdi bir duam daha kaldı mahşere sakladım;
' ' BEN GÖREN GÖZLERİ ATEŞTE YAKMA, YA RABB! ' '

 

BİR ÇOCUĞUN MELEĞİ

Bir zamanlar Dünyaya gelmeye hazırlanan bir çocuk varmış. Bir gün tanrıya sormuş : -Tanrım beni yârin dünyaya göndereceğini söylediler, fakat ben o kadar küçük ve güçsüzüm ki orada nasıl yasayacağım? Tüm meleklerin arasından bir tanesini senin için seçtim. O seni bekliyor olacak ve seni koruyacak. Melegin sana her gün şarkı söyleyecek ve gülümseyecek. Böylece sen onun sevgisini hissedecek ve mutlu  olacaksin. PEKIII! İnsanlar bana bir şey söylediklerinde dillerini bilmeden söylenenleri nasıl anlayacağım? Meleğin sana dünyada duyabileceğin en güzel, en tatlı sözcükleri söyleyecek, sana konuşmayı dikkatle ve sevgiyle öğretecek.-Peki TANRIM, Ben seninle konuşmak istersem ne yapacağım? Meleğin sana ellerini açarak bana dua etmeyi ögretecek. Dünyada kötü adamlar olduğunu söylüyorlar, beni kim koruyacak? Meleğin seni kendi hayati pahasına dahi olsa daima koruyacak. Fakat ben seni bir daha göremeyeceğim için çok üzgünüm. Meleğin sana sürekli benden söz edecek ve  bana gelmenin yollarını sana öğretecek. ....O sırada CENNETTE bir sessizlik olur ve dünyanın sesleri cennete gelmeye baslar. Çocuk gitmek üzere olduğunu anlar ve son bir soru sorar. TANRIM, eğer gitmek üzere isem lütfen çabuk söyle benim meleğimin adi ne? Meleğinin adinin önemi yok yavrum, sen onu ANNE diye çağıracaksın.

 

BIR GENC KIZIN IMANI

Amerika'da üniversite son sınıf öğrencisiyim. Sınıf arkadaşım Mozambikli Müslüman bir genç vardı. Simsiyah cehresinde, bembeyaz göz akları ve pırıl pırıl dişleri o kadar tipik parlıyordu ki insan elinde olmadan suratına bakıyor bir müddet. Adi Ziyad’di. Fakultede okuyan, Amerikalı, soylu bir ailenin kızıyla konusurk nasıl oluyorsa, Islamiyetten bahsediyor. Ailesi koyu Hıristiyan    Ziyad'in da yardımıyla Islamiyeti araştırıyor Elhamdülillah! Genç kız, Ziyad ve benim huzurumda Müslüman oldu. Müslüman olan bu hanim kız, hemen olmasa da, dinin emirlerini yavaş yavaş öğrendikçe, namaz kılmaya ve kılık kıyafetini dinin emrine göre değiştirmeye başlıyor.

.       Ailesi, kendi öz evladına öyle bir baskı uyguluyor ki, hayati bir anda kararıyor. Annesine, babasına kaç defa anlayışlı olmalarını soyluyorsa da ikna edemiyor görmek istemiyoruz." diyorlar kıza. Diana bu baskı altında ne kadar yasayacağını düşünüyor. Dininden vazgeçmesi hiç mumcun değil. Tek çare kalıyor. Kendine yeni bir hayat aramak. Derken, bir gün okul çıkısında yanıma yaklaştı. Yüzü alev alev yanıyor gibiydi. Kipkirmizi. Boynunu büküp dedi ki: Durumum böyle, böyle. Müslüman bir hanim olarak, hem bu anlayışsız ailenin yanında kalamam, hem kendimi koruyamam. Sakin yanlış anlama! Allah’ın ve Sevgili Peygamberin hatırına yemin ederim ki, başka bir maksatla değil, sadece bu güzel dinimi yasayabilmem için soyluyorum. Beni koruman altına alır mısın?

Hanim olarak kabul eder misin?..."Beynimden vurulmuşa dondum. Ailem geldi gözümün önüne. Isın garip tarafı nisanlım geldi. Sasırdım kaldım. Diana ise, yıkılmış benden  cevap bekliyordu."Allah’ım ne yapsam? Sırf dinini koruyabilmek için, benimle güzel bir Amerikalı kıza ne cevap verebilirdim?" Kekeledim haliyle: Şey. Aslında, yani ben memlekette evliyim Olabilir. Ben başka bir istekte bulunmuyorum., beni hanımlığa al yeter! Ben size ve hanımına hizmetçi olayım. Yeter ki dinimden kopmayayım. Uuffff. Kafam allak bullak. Ne yapsam? Dudaklarım kurudu. Boncuk boncuk terlemeye başladım. Benim bu halime öyle kahroldu ki Diana, inanın yerim dibine girdim."Bana 1-2 gün müsaade et! Memleketime telefon açıp, bir şeyler sorayım..." gibi kaçamak cevaplar verdim. O gece gözüme uyku girmedi. Nihayet söz verilen zamanda, Diana'ya yalan söyleyerek (Bunu ifade ederken kahroluyorum) dedim ki: "Kusura bakma. Ailem izin vermiyor..."İnanın, o genç Müslüman kızın gözlerinden, yanaklarına akan damlalar, beni vicdan denizinde boğuyordu. O iffet misali Diana, son çare olarak Mozambikli Ziyad’e gidip diyor ki: Ne olur, durumum böyle böyle. Dinimi koruyabilmem için, ailemin ağır baskısından kurtulabilmem için, beni himayene al! Hanımlığa kabul et. Sana ve hanımına hizmetçi olayım ne olur?...Aldığı cevap enteresan. "Ne demek hizmetçi olmak. Ben onun hizmetçisi olayım."Nikâh kıyılıp, Diana isim değiştirerek Zeynep adıyla, Ziyad'in ikinci hanimi oluyor. Dini uğruna, hem de evli bir adama hizmetçi olmaya razı olacak şekilde evlilik teklifi yapan Zeyneb’i, fedakârlığının karşılığında Ziyad'in hanimi el üstünde tutuyor. Ne diyeyim, onlar kazandılar, ben ise kaybettim.

Yazan. C.N. USA dan

Edeb Ali Hazretleri'nin Osman Gazi'ye vasiyeti

Ey oğul! Beysin...
Bundan sonra öfke bize, uysallık sana...
Güceniklik bize, gönül almak sana...
Suçlamak bize, katlanmak sana...
Acizlik bize, yanılgı bize, hoş görmek sana...
Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize, adalet sana...
Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize, bağışlama sana...
Ey oğul! Bundan sonra bölmek bize, bütünlemek sana...
Üşengeçlik bize, uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana...
Ey oğul! Sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz...
Şunu da unutma! İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.
Ey oğul! Yükün ağır, işin çetin, gücün kula bağlı.
Allah (c.c.) yardımcın olsun.

GÜL

Gül yüzü buluşma yeridir, en temel kavuşma gül yüzünde gerçekleşir. Çünkü gül yüzler bakisi aska dönüstürür. Bakis ki aşkın maşuka dönüsüdür; ilk tanışma ve son ayriliktir. Sonra mayalanır bakış; bakış ask olur, bakış vuslat olur. Âşık ve maşuk tanışmaktan öte geçerler, geri döner ve sanki birbirlerini hatırlamış olurlar. İlk bakışma sonsuz beklemelerin durulduğu bir göl olur. Güzellik gül yaprağında beklemiştir aşkı. Ask gül yüzünde güzelle buluşur. Ask gül tenlerde görünür kılar kendini. Ve güzellik askın bakisinde seyre dalar kendini... O yüzden gülden yüz çeviremeyiz. Güle uzak duramayız. Ask ateşi örseler yüreğimizi. Kızıl kanlar gibi dolaşır ask. Ve kızıl utançlarla alevlenir yüzümüz. Güle döneriz, Sevgiliye döneriz. Sevgili yüzü olmadan edemeyiz Meğer gül, yüzüne Nazar Eden olduğu için gülmüs. Her şeyi ve herkesi Var edenin teveccühü ile gülmüş. Önce Teveccüh Eden Varmış. Yokluğa yönelmiş Ebedi Güzellik Sahibi. Bilinmek dilemiş, sevilmek irade etmiş. Gizliden açığa çıkmış "Mahfi Hazine"Hiçlik şafağı kızıla boyamış. Varlık güzel yüzlü bir gül olmuş Var edilen her şey bir gül yüzünde taçlanmış. Yoksa biz dikenler idik, yalnız bir gül hatırına bu bahçeye vardık. Varlık gül seninde bir gül yüzünden ihyalandik. Ab-i hayat öylece dolandı yüreğimizi, tenimizde öylece utanç gülleri açtı. Edebi, iffeti gül yüzünde belledik, tebessümü gül yaprağından dudağımıza devşirdik. Gülün son yaprağının sonrasına hayranlığımızı ekledik. Beğendiğimizle kuşattık gülü; aşklarımızı gül yanına devirdik. Gülün yüzünde güldük, güle baktık, güle yazdik. Güler olduk, güldük. Güller acildi, güle döndük. Gökyüzünde var edilen her şeyle yüzleştik. Var edilmişler gül yüzünden gün yüzüne çıktı. Öylece gülün yüzünde buluştuk. Gül yüzünden tanış olduk. Sonra herkesi ve her şeyi oraya çağırdık. Her şeyi elimize aldık, herkese elimizi verdik. Gülün yüzüne vardık. Bildik ki, aslında biz sadece gül yüzünden vardık. Ebedi Sevgilinin teveccühüdür gülü güldüren. Kalbimize aşkı salan Sevgilinin nazaridir. Ki bu kalp Sevgilinin veçhesinden başkasına dönmez.'Batan şeyleri sevmez'Yitip gidenlere gönül vermez. O’nun vechinden başkasına kanmaz ask, Ask O'nun teveccühü ile var oldu. Güzellerin güzel yüzlerinde güzelliği O halk eyledi. Âşıkların bakışlarında sevgiyi O tasvir eyledi. Ve güzellerin en güzelini Mahbubu eyledi. O’na muhabbet eyledi, O'nu Muhammed eyledi. Ebedi teveccühünü O'nun vechinden kristallestirdi. Cümle halka O'nun yüzünü gül eyledi. Degil mi ki, var edilmişler O'nun yönelmesiyle varlığa yüz buldu. Öyleyse bu varlık Gülseline önce o Mahbubun gül yüzü düştü. Biz dikenlerdik aslında. Bir gül hatırına bu bahçeye vardık. Gül-ü MUHAMMED(a.s.m) yüzünden tanış olduk. Sonra herkesi ve her şeyi yüreğimize çağırdık. Her şeyi elimize aldık, herkese elimizi verdik. Gülün yüzüne vardık Gül yüzünden var olduk "Şayet Allah'a muhabbetiniz varsa, bana ittiba din ki Allah da size muhabbet etsin."(Al-i İmran 31) Sevgilinin teveccühünü yüzüne devşiren Gül'e, Yüzümüzü Sevgilinin vechine çeviren Gül' e güllerce salât ve yüz'lerce selam ettik.

                             

 

 

 

 
 
  Bugün 4 ziyaretçikişi burdaydı!  
 
''Domain,Hosting,Resell,Shell,Linux,Forum,Web tasarımı gibi ihtiyac duydugunuz zaman yetkiliyi baş vurulur... webclup.net by_efsane_2790@hotmail. Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol